Sağlıklı Beslenmeye Dair Kaçınmamız Gereken 7 Kalıplaşmış Düşünce

Hepimiz çocukluğumuzdan beri aile büyüklerimizden ya da çeşitli uzmanlardan beslenmeye dair pek çok kuralı duyarak ve uyarılarak büyüyoruz. Eminiz ki siz de en az 1 kere adını daha önce duymadığınız mucizevi bir diyete başlamış ve yarım bırakmışsınızdır. Zaman zaman zannediyoruz ki sağlıklı beslenmek en son moda diyeti yapmak, kendini aç bırakmak ya da kulaktan duyma tavsiyelerle besin tüketerek kilo vermek.

Oysa sağlıklı beslenmek; vücudunu dinlemeyi öğrenerek, kontrollü bir şekilde yediğiniz besinin içeriğinin gerçekten ne olduğunu bilerek beslenmektir.

Gerçek şu ki, doğru olduğuna inandığımız beslenme kuralları ve dışarıdan duyduğumuz bir takım doğru olmayan bilgiler gerçek sağlıklı beslenme özgürlüğüne ulaşmamızı engelliyor. Bugün sizlerle kalıplaşmış 7 yanlışı ve bunlardan kaçınmanız için birkaç ufak tavsiyeyi paylaşacağız. Keyifli okumalar!

1. Bazı yiyecekler “iyi“ bazı yiyecekler “kötü”dür.

Toplumumuzda çoğu yiyecek “iyi” besin, “kötü” besin olarak çeşitli kalıplara maruz kalıyor. Örneğin bir kereviz sapının ne kadar iyi ve yararlı bir besin olduğunu son dönemlerde hepimiz iyice biliyoruz, aynı zamanda bir dilim pizzanın içerdiği karbonhidrat yüzünden ne kadar kötü besin olarak adlandırıldığını duyuyoruz. Bununla birlikte yediğimiz yiyeceklere gereğinden fazla anlam yüklediğimizde de, bizi mutlu etmesi amaçlanırken sadece suçluluk hissi yüklediğini fark ediyoruz. Bir tabak ıspanak yediğinizde bir hamburgerden daha fazla vitamin almış oluyorsunuz ama canınız bir hamburger istedi diye de kötü besleniyor değilsiniz. Yemek yerken ya da yemek seçerken suçlu olma durumunu bir kenara bırakarak neye ihtiyacınız olduğuna karar vermek için vücudunuzu dinlemeyi öğrenin. Çünkü sağlıklı beslenmek ne “yemeniz” veya “yememeniz” gerektiği ile ilgili değil, neyi ne kadar tükettiğinizle ilgilidir.

2. “Tabağındakileri bitirmezsen arkandan ağlar” ekolü.

Çocukken hepimiz en az bir kez “Tabağındakiler bitmeden sofradan kalkma yavrum”, “Bitirmezsen arkandan ağlar” kulübüne katılmışızdır. Hepimiz en az bir kere tabağımızdakiler bitene kadar masada oturmak zorunda kalmış ya da yemek boyunca israfın kötü bir şey olduğunu belirten öğütlere maruz kalmışızdır. Büyüklerimiz ne kadar iyi niyetli olsalar da porsiyon boyutlarını vücudumuzun ihtiyacı olandan daha fazlasına göre ayarlamayı öğütlemiş oluyorlardı. Oysa ki tabağınızdakileri bitirene kadar değil, doyana kadar yeme alışkanlığı edinmeniz yediğiniz yiyeceklerden mutlu olmanızı sağlayacaktır. Bununla birlikte yavaş yemek yeme alışkanlığı edinmeye çalışın, çünkü yavaş yemek yediğinizde yediğiniz şeyin farkına vararak yemiş oluyorsunuz.

3. Karbonhidrattan uzak dur!

Karbonhidrat tüketmeye karşı hep bir önyargı ve bilgi kirliliği duyuyoruz.  Oysa vücudunuzun enerji depolaması için karbonhidrat alımına ihtiyacı var. Karbonhidratı meyve, tahıl, sebzelerden, süt ürünlerinde bulunan şeker ve nişastadan da alırız. Sıkı diyetlerde bile doktorlar ölçülü karbonhidrat alımının doğru olduğundan bahseder. Özet olarak dışarıdan duyduğumuz kalıpları yıkarak yediğiniz besinden mutlu olarak beslenmek sağlıklı beslenmenin altın kurallarından birisidir.

4. Her gün tatlı yememelisiniz.

Hayat tatlıyı tamamen bırakmak için çok kısa! Ortalama her insanın tatlı olan her şeye zaafı vardır ve sağlıklı beslenme alışkanlığı edinmeye çalışan her birey tatlı yedikten kısa bir süre sonra pişman olup kendine yasaklar koymaya başlar. Canınız tatlı çekiyorsa ve kendinizi suçlu hissediyorsanız bu sadece yemek yeme alışkanlığınızla aranızda kötü bir ilişkiye yol açıyor ve sizi mutsuz ediyor. Eğer o an tatlı yemek istiyorsanız ya da şekerli bir şey tüketmek istiyorsanız tüketin, yiyin. Kendinize yasaklar koymaktan vazgeçtiğinizde porsiyon kontrolü ile birlikte desteklerseniz yediğiniz tatlıdan suçluluk duymadan, tadını çıkararak yemeyi fark edeceksiniz.

5. Üç öğün yerine az az 5 öğün yiyin.

Öğün porsiyonlarını ayarlayamayan insanlar için az az ama sık sık ye alışkanlığı edinmeleri için tavsiyeler veriliyor. İlk olarak baktığımızda acıkmadan yemek yiyor olmak mantıklı geliyor fakat bazı insanlar bu alışkanlığı edinirken zorlanabiliyor. Örneğin, kahvaltı alışkanlığı olmayan bireyler oluyor ve günde 2 öğün yemeği tercih ediyorlar. Diğer insanlar ise beş öğün yemek yerken kendilerini daha enerjik hissediyorlar. Özetleyecek olursak; vücudunuz ve yaşam tarzınız için en uygun yeme miktarını, zamanını ve yöntemini siz kendinizi dinleyerek keşfedin!

6. Vücudunuzun isteklerine karşı direnin.

Son dönemlerde sezgisel beslenmenin ve vücudunuzu dinlemenin öneminden bahseden birçok uzmanla karşılaşıyoruz. Ama insanlar bedenlerini dinlediklerinde sadece bir tabak kremalı makarna, bir büyük pizza veya paketli gıdaları istediklerini belirtiyorlar ve bu isteklerin yanlış olduğunu düşünerek isteklerine karşı yasak koyuyorlar. Oysaki vücudunuzun ihtiyaç duyduğu bu gıdaları “sınırsız” olarak değil ölçülü bir şekilde tükettiğinizde kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Unutmayın ki sağlıklı olan bir besini bile sınırsız bir şekilde tüketmek doğru bir beslenme şekli değil.

7. Bize nasıl ve ne yememiz gerektiğini söyleyecek uzmanlara ihtiyacımız var.

Kendinizi hangi diyeti deneyeceğiniz veya hangi uzmanın söylediğini dinleyeceğiniz konusunda sıkışmış hissediyorsanız, yalnız değilsiniz! Sosyal medyanın gücünün artması ile maalesef size sınırsız ürün ve programları pazarlamaya çalışan insanlarla karşılaşabiliyorsunuz. Fakat önemli olan sağlığınızın ve kararlarınızın sizin kontrolünüzde olduğunuzu bilmelisiniz. Doğrusu şu ki, beden herkese uyan tek bir beden değildir ve herkese uyan tek bir diyet yoktur. Kişiye özel beslenme gereksinimleri ile her vücut farklıdır. Hepimizin farklı kişilik özellikleri olduğu gibi hepimizin farklı yiyecek ihtiyaçları vardır. Bir kişide işe yarayan yöntem başka birinde de işe yarayacak gibi bir kural yoktur. Beslenme konusunu merak edin, araştırın, okuyun ve kendinizi en iyi besini nasıl yiyeceğiniz konusunda bilinçlendirin. Sizin için hangi diyet veya yaşam tarzı en iyisi ise doktorunuzla ona göre konuşun, vücudunuzu dışarıdaki kalıplaşmış düşüncelerden ve tavsiyelerden daha fazla dinleyin. Size en doğru bilgiyi vücudunuz verecektir!

Ve bu 3 kuralla yaşamayı deneyin….

  1. Kalorileri değil, ne yediğinizi fark edin!

Yiyeceklerin sahip olduğu besin değerlerinin iyi veya kötü olduğunu farkında olarak yemek yiyor olmak suçluluk hissini azaltır. İyi besin kötü besin olarak ayırıyor olmak sadece bitkisel bazlı yiyecekler yemek ya da tamamen işlenmiş yiyecekler veya süt ürünleri hayatınızda çıkarmak demek değildir. Vücudunuzun isteklerini dinleyerek dengeli beslenmek demektir.

  • Tabağınıza renk katın!

Her zaman aynı ve sade bir tabağı görmek öğünü yerken sizi mutsuz etmeye başlayabilir. Ya da çok sevmediğiniz bir sebze yemeğini yiyor olmak o öğünde sizi mutsuz ediyor olabilir. Böyle hissettiğiniz zamanlarda tabağınıza biraz renk katmak yardımcı olabilir! Meyve ve sebzelerle tabaklarımızı renklendirmek ve sıkıcılıktan kurtarmak mümkün.

  • Yemek vaktinizin tadını çıkarın!

Yemek yiyor olmaktan zevk alan insanların yanı sıra yemek yemeyi sadece ihtiyaç olarak gören, hayatta kalmak için yemek yiyen insanlar da var. Yani sadece o an acıktığı için ya da yemek zorunda olduğu için yiyen o eylemin tadını çıkarmayan insanlar… Oysa yemek yemeyi bir zorunluluk olarak görmek yerine onun tadını çıkararak yemek daha önemli. Bazen yoğun sabahlar olup kahvaltıyı atlayabilir, öğle yemeğini unutabilirsiniz ama yapabiliyorsanız mutlaka yemek vaktinin tadını çıkararak besinleri tüketin. Afiyetle 🙂

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.

The Lifestyle Company is a marketing agency for lifestyle and hospitality brands. This is our food blog with the latest food trends and recipes from around the world.

FOLLOW US ON

 

Yazar olun

The Lifestyle Company’de yazılarınızın yayınlanmasını ister misiniz? Bizimle hello@thelifestyle.company adresinden iletişime geçebilirsiniz.